19/6/2007 - - Nereye kadar dayanacaksın?
- Nereye kadar dayanacaksın?
- Bilmiyorum.
- Offffffff... Ne bu yaaa! İnsanlık dışı!
- Çocuklarım, çocuklarım neredeler?
- Merak etme, onlar iyiler...
- Seslerini duyabilir miyim?
- Şu an imkansız, burada telefon çekmiyor.
- Dışarı çıkıp onları arar mısın?
- Az önce aradım, iyiler dedim ya!
- Nefes alamıyorum, doktoru çağırır mısın?
- Biraz önce buradaydı, sen de duydun yapacak bir şey yok.
- Uyutsunlar beni o zaman... Sonsuza kadar uyumak istiyorum.
- İlaç verdiler ya, birazdan uyursun.
- Bir sigara içebilseydim...
- Mümkün bu sence? Hastanedeyiz...
- Gitmek istiyorum, çocuklarım nerede?
- Sabah gideceğiz. Hemşireyi çağırsam, yüzünü silseler biraz izin versen?
- Çok acıyor, istemiyorum
- Ama çok kötü görünüyor, kuruyunca daha zor çıkacaklar. Ben sileyim, olmaz mı?
- İSTEMİYORUM, İSTEMİYORUM, İSTEMİYORUM ! DOKUNMAYIN BANA!
- Tamam, peki, tamam. Bağırma, lütfen bağırma. Sakin ol...
- Sigara bul bana.
- Tamam, benim yanımda yok, gönderdim birini alıp getirecekler, söz...
- Ne zaman gelecek?
- İzin versen, dudağın çok kanıyor hala, dikiş atsalardı bari. Konuştukça, ağzının kenarı açılıyor iyice, en azından orayı diktirsek?
- Hayır, hayır.. KİMSE DOKUNMASIN BANA!
- Ağlama, tamam. Kimse dokunamaz sana, ben yanındayım.
- Her tarafım acıyor, çok ağrım var. Ayna var mı?
- Hayır, yok.
- O zaman resmimi çek, görmek istiyorum.
- Ne yapacaksın ki görüp? Ben görüyorum, anlatırım sana.
- Nefes alamıyorum. Burnuma bir damla damlatsalar bari.
- Söyledi ya doktor, burnun kırık. Nefes alamazsın böyleyken, üzgünüm.
- Sigara da getiren olmadı. Sen yalan söyledin bana!
- Hayır, getirecekler, gönderdim birini, gerçekten doğru söylüyorum.
- Çocuklarım... Kızlarım... Kızlarımı istiyorum, kızlarım, canlarım...
- Ben gidip arayayım çocukları, tamam mı?
- Ya çocuklarımın yanına giderse?
- Gitmez, niye gitsin ki? Hem, sonuçta babaları, gitse de onlara zarar vermez...
- Annemmm, çok canım yanıyor annem...
- Tamam, ağlama... Ne olur ağlama...
- Anlayamazsın ki beni... Yaşamadan anlayamazsın... Allah'ım sana yaşatmasın...
- Tamam ablacığım, ağlama lütfen, geçecek, hepsi geçecek...
- Saçlarım, saçlarım niye böyle oldu?
- Bir şey yok saçlarında, sadece kan olmuş ve kanlar kurumuş. Yıkarız yarın, geçer (ya ruhundakiler, onlar da yıkayınca geçer mi?)
- Çok üşüdüm, tişörtümü ne yaptınız?
- Kestiler... Zaten giyilebilecek durumda değildi. Başından çıkaramayınca kesip çıkardılar. Ben sana yeleğimi vereyim, onu giy üzerine...
- Ama o tişörtü çok seviyordum. Telefonlarım nerede?
- Telefonların kayıp, bilmiyoruz nerede olduğunu. Arabada olabilir. Ama araba da o'nda... Bırak şimdi, nereyi arayacaksan benimkinden ara...
- Annemi ara, sesini duymak istiyorum. Çocuklarım, çocuklarımı istiyorum.
- Annem, çocukların yanında ya... Birlikte geldim ya ben annemle, hatırlıyor musun?
- Evet, hatırlıyorum. Uykum var benim. Ne zaman bitecek bu serum? Kolumda o takılıyken uyuyamıyorum. Nefes alamıyorum, buradan gitmek istiyorum!
- Sabah olmak üzere, gideceğiz az kaldı. Hadi biraz uyu sen. Ben de artık konuşmayacağım, üzerini de örtelim, üşüme.
İç sesim... Sus ne olur, sus... Tanrım! Yüzüne bakmaya yüreğim dayanmıyor ki, güç ver bana...
|